

Her şeyin inanılmaz hızlandığı bu çağda, insan olmanın gerekleri bile değişmiş gibi görünüyor. Günümüz insanı artık her konuda aceleci; bu acelecilik öyle ki duygularımızı yaşama biçimimize bile sızmış durumda. Acıdan korkup kaçmaya, her olumsuz duyguyu “hemen” atlatmaya, “hemen” daha iyi hissetmeye çalışıyoruz. Ya da en azından öyleymiş gibi görünmeye…
Peki gerçekten zorla güzellik olur mu?
Kendimizle ilgili meselelerin peşine düşmeden, yalnızca olağanüstü pozitif düşüncelerle süslenmiş bir fanusun içinde yaşam sürdürmeye çalışarak gerçekten mutlu olabilir miyiz?
Ya da acıdan kaçmak gerçekten mümkün mü?
Aslında aşırılık, bize iyi gelebilecek şeylerde bile tehlikeli bir sınırdır. Pozitif düşünmeyi benimsemek genel anlamda bizi güçlendirse de sürekli olumlama yapma çabası, her duyguyu “iyiye” zorlayış, insanı fark etmeden olumsuz duyguları bastırmaya sürükler. Bu da zamanla birikmiş, ifade edilememiş duyguların daha güçlü bir şekilde geri dönmesine neden olur.
Oysa olması gereken, acıdan tamamen arınmış bir yaşam inşa etmek değildir. Kaldı ki bu mümkün de değildir. Çünkü her şey zıttıyla anlam kazanır.
Bugün serinliği fark edebilmemiz için dünün sıcak olması gerekir, mutluluğu tanıyabilmemiz içinse acıyı deneyimlemiş olmalıyız.
Acı veya bize olumsuz gelen duygular (kaygı, öfke, hayal kırıklığı vs.) kaçmamız ya da saklamamız gereken şeyler değildir. Tam tersine, onlarla baş edebilmenin ilk adımı, varlıklarını kabul etmek, hatta zaman zaman bize hizmet ettiklerini görmektir. Kaygı bizi hazırlığa, öfke sınır koymaya, üzüntü ise içimize dönüp yenilenmeye yöneltebilir.
Bugün çokça karşımıza çıkan “her şey iyi olacak, yeter ki pozitif düşün” söylemi ise çoğu zaman fark etmeden toksik pozitifliğe dönüşür. Bu da kişinin gerçek duygularını değersizleştirir, “kötü hissetmeyi bile kendine yakıştıramamasına” yol açar. Oysa iyileşme, daima iyi olmayı beklemekten değil, duyguların bütününe alan açabilmekten geçer.
Önemli olan, bu duyguların hiç olmadığı bir hayat yaratmaya çalışmak değil;
onlardan deneyim kazanarak güçlenebilmek, onları yönetebilmeyi ve sağaltabilmeyi öğrenmek, gerektiğinde ise profesyonel destek istemekten çekinmemektir.
İyiymiş gibi davranmak yerine, duygularımızın bize ne anlattığını duymak, kaçmak yerine kendimize zaman tanımak, iyileşmek için hem zaman hem de çaba harcamak gerekir.
Gerçek iyi oluş hali, ancak böyle mümkün olabilir.